Pekçoğumuz eski günlerimizi anlatır dururuz. Sık sık anarız onları. Geçmiş hep güzeldir. Daim mutluyuzdur. Ne bir kederimiz vardır ne bir derdimiz. Geçmiş zamanın elemi gider lezzeti kalır diyor Üstad.
Peki niye döneriz geçmişe? Niye karşılaştığımız ufak bir hadise bizi geçmişe götürür? Niçin anılarımız, eski fotoğraflarımız çok değerlidir?
Çünkü biz geçmişimizle bizizdir! Beni buraya getiren biricik saik geçmişimdir. Bana değer katan, anlamlandıran, şekil veren... O olmasa bir hiçtir insan. Hafıza kaybına uğradığınızı düşünün.
İşte bu yüzden sık sık dönmeli geriye. Anmalı, hatırlamalı, tazelemeli. Gerçek var oluş ancak böyle mümkündür.
devamı...
Yaftası
alıştırma
Size "Bütün kelimeleri unutacaksınız ancak kendinize bir tanesini ayıracaksınız." deseler cevabınız ne olurdu?
Zor soru değil mi? Ben böyle soruları cevaplamayı hiç sevmiyorum. Böyle soru mu olur kardeşim deyip geçmek istiyorum. Taraf gazetesinin arka sayfasındaki 20 soru faslındaki soruları cevaplamaya çalışmıştım bir keresinde. Ne çok düşünmek gerektiğini fark etmiştim. Cevaplar kısa cümlelerle hatta kelimelerle yahut bir kelimeyle verilecekse vay bencileyin kararsızların haline!
Neyse lafı uzatmayalım bir kitap haberimiz var. Ali Ural'ın son kitabı Tek Kelimelik Sözlük geçtiğimiz ay çıktı.
Bugünlerde moda bir soru var, onu soracaksınız belki. Niye şimdi haber veriyorsun? Ancak fırsat buldum da ondan. İşin özünden sapmamak lazım!!!
Ali Ural iyi bir yazardır. Radyo programını da bazen dinleme fırsatı buluyorum. Kadife sesli yazarın yeni kitabını böylelikle haber vermiş olayım. Edebiyatımıza hayırlı olsun...
Tek Kelimelik Sözlük
Ali Ural
Deneme
Şule Yayınları, 175 sayfa
devamı...
Yaftası
kitap

Bütün sevgililer gitti,
Kapıda öylece kaldım.
Unuttum hayatın şarkılarını
Kayboldu oyuncaklarım yağmurlu sokaklarda
Bırakma beni
Sevdalarım yalanmış,
Hatıralar yalan
Elde kalan ne varsa yalanmış
Ellerim yalan.
Şu yorgun gecede,
Sahibini arayan kimsesiz hüzünler de yok.
Dertli melodiler nerdeler?
Sarılıp yattığım, kucağına düştüğüm düşler
Nerdeler?
Ne balığın karnındayım,
Ne onulmaz yaralar yüreğimi bağladı.
Ben ahir zaman koyunda, yapayalnız bir kulum.
Karanlık tacirleri gözleri dağladı.
Musa misal,
“her lûtfuna muhtacım”
Bırakma beni.
devamı...
Yaftası
şiirlerim

Sabahtan akşama kadar bu blogla uğraşasım var ama bir türlü olmuyor. Gece sahura kalkınca aklımda blogla ilgili bir şeyler yapmak vardı. Artık rüyamda mı gördüm n'aptım anlayamadım. Allahım aklıma mukayyet ol, bana ne oluyor, diye korkmadım değil yani.
Hani şuracığa her gün yazı eklesem, devamlı üzerine eğilsem problem değil ama ben ayda bir iki yazı ekleyen, birçoğunu da başka yerler için yazmışken buraya da kopyalayan bir adam, hayırdır inşallah dedim.
Birbiri ardına yazı başlıkları aklıma geliyor. Farklı formatlar uygulamak hevesine kapılıyorum. Daha aktif yazsam ben de iyi bir blogcu olsam diyorum.
Sahurdan sonra yatmayıp bilgisayarın düğmesine bastığımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz gidip yattım. Sabah da bir bakayım bizim şu kitapdelisi'ne ne yapıyor gariban diye baktım. Muhtemelen bu yazıyla birlikte o içimde uyanan blog yazma şevkini biraz tatmin edeceğim sonra yatışa devam...
Ne oldu anlamıyorum, galiba blogun (bloğun da yazılabilir ama yazılışını tam olarak kestiremedim.) ruhu, evet evet blogumun ruhu rüyama girdi. Yoksa bu sahur vakti ne olacak.
Artık ne yapalım, önümüzdeki maçlara bakacağız.
devamı...
Yaftası
Muhabbet

Bu kitabı haber vermek bir vecibedir. Her kitabını alıp bir solukta okuyan bir okuru/hayranı olarak Mustafa Kutlu'nun yeni kitabı Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı'nı buradan aleme duyuruyorum. Ne diyeyim ben üzerimden sorumluluğu atıyorum, günahı vebali boynunuza...
Kendine münhasır bir hayat süren Tahir Sami Bey'in "özel" hayatını kaleme almış üstad Kutlu. Yine bir uzun hikâye. Bir elinize alınca bırakmak istemeyeceğinizi düşünüyorum. Ben en azından düşünüyorum! İyi okumalar...
Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
Dergah Yayınları
164 Sayfa
Hikâye
devamı...
Yaftası
kitap
Gazetede görünce gözlerim parladı. Bu çarşamba (12 Ağustos) Dünya Solaklar Günü imiş. İçimi bir sevinç kapladı. Ne de olsa ben bir solağım. Beynimin hangi yanının çalıştığı yahut bilimsel olarak sebebi tartışılan bir mesele olması beni pek ilgilendirmiyor. Öyle ya da böyle ben pekçok işimi yaparken sol elimi kullanıyorum. Sol ele dair hatırladığım ilk şey annemin yemek yerken sağ elimi kullanmam için bana yaptığı mahalle baskısı (!) oldu. Fena da olmadı hani. Yemeği sağla yemekten memnunum. Diğer işlerimin ekserisini sol elimle yapıyorum. İlkokuldayken sıra arkadaşımla kavga ettiğimi hatırlıyorum.
Yazı yazarken ellerimiz çarpışıyordu. Niye sıranın sağ tarafına oturduğum konusunda ise bir fikir sahibi değilim. Daha sonraları "Aa sen solaksın!" diye şaşıranlara "N'olmuş ki!" diye bozulmuşluğum çoktur ama en ilgincini öğretmenliğimde yaşadım. Bir sınıfın dersine iki sene üst üste girmiştim. Haftada beş saatten bilmem kaç yüz saat. İkinci senenin sonlarına doğru derste tahtaya yazı yazıyorum, bir kız öğrenci derste çığlık attı: "Hocaaaam, siz solaksınız!" Hiç bir şey söylemeden dönüp derse devam etmiştim. Ama sınıftaki müttefik öğrencilerim kızcağıza gereken cevapları(!) vermişti.
Ünlü solaklar muhabbeti var bir de bir sürü isim sıralarlar. Güya hepsi solakmış. Bakınca insanın özenesi geliyormuş. Ama bunlar dışındaki ünlülerin hepsi de sağ elini kullanıyor. Ona ne diyeceğiz. Garabete kafa yormanın bir alemi yok.
Kısacası solaklığın üstün bir yanı yok, olsa kendimden bilirim. Ama mutlu olabiliriz. Nihayetinde insanların %8'i solakmış, bir ayrıcalık. Tıpkı Türk olmak, Kürt olmak, Sivaslı, Kayserili veya Ercişli olmak gibi gerçekleşmesinde hiçbir dahlimizin olmadığı ama övündüğümüz bir sürü özelliğimizden biri solak olmak. Asıl merak ettiğim insanların doğuştan sağa meyilli olmasının sebebi. Yoksa CHP'nin sittin sene iktidar olamamasının sebebi bu mu?
Yalnız Amerika ve Avrupa'da solaklara özel marketler olduğunu duyunca şaşırdım. İlginç ama orjinal bir düşünce. Ben en çok üniversitedeki sandalyelerde zorlanmışımdır, sağ elliler için yapılan sandalyenin sağ kolçağında yazı yazmak için mini bir masa oluyor. Solaklar ise iki büklüm sağa kıvrılıyorlar. Bir söylenti vardı, buralarda solaklar için olanı vardı diye ama o özel sandalyeyi hiç bulamadım. Bir de soyacak canımı sıkmıştır. Hiç kullanamıyordum ve patates soymak vakit alıyordu. Sol el için özel mouse, cezve, masa, sandalye, bıçak vs. olması güzel bir şey. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın sözünün önünde saygıyla eğiliyorum.
Bir de az önce bir sitede gördüm, solaklar erken ölüyormuş. Bu habere söyleyeceğim tek bir laf var: Yalan! Kuyruklu bir yalan...
Neyse solak dostlarımın solaklar gününü kutlar; uzun, sağlıklı ve başarılı ömürler dilerim. Son söz: Solak dostum, solak olarak özel bir adam olduğunu düşünüyorsan sana tavsiyem bu saçmalıktan bir an evvel vazgeç! Çünkü öyle bir şey yok...
devamı...
Yaftası
Muhabbet